26 Haziran 2017 Pazartesi
Özgürlük Kavgası

Özgürlük Kavgası

Özgür TIKIZ
Özgür TIKIZ


Tarihi gelişim sürecini inceleme şansınız olmuşsa ve kulaktan dolma bilgiler ötesinde okuyarak birşeyleri öğrenmek için farklı yolculuklara bir çok değişik kitap arasında yola çıktıysanız mutlaka bu gelişim sürecini ve geldiğimiz noktayı belirli entelektüel bir elekten geçirebilmişsiniz demektir.

 

Bugün size sitemizin yazarları hakkında kısaca bilgi vererek başlamak istiyorum yazdıklarıma. Sitemizde şuan köşe yazarı olarak farklı düşüncelerden 4 tane yazar yazılar yazıyorlar. Bunların yazılarını veya en azından yazdıkları yazıların başlıklarını gözden geçirmiş iseniz düşüncelerinin ve savunduklarının aslında birlerinden ayrı noktalarda duran bir mozaikten oluştuğunu görebilirsiniz!

 

Bizler bunu bu web sitesi altında gerçekletirdik. İnsanlara farklı pencerelerden gördüklerimizi farklı üsluplarla anlattık ve anlatmaya da devam ediyoruz. Biz gerçekten özgürlüklerden yanayız. Farklı dil, din, ırk, inanış, cinsel kimlik gibi konularda saplantılarımız yok ve bu bağlamda herkesin konuşabilme ve elbetteki yaşabilme özgürlüklerini savunuyoruz.

 

Amacımız bildiğimiz, gördüğümüz doğruları ifade edebilmek ve gözünüzün kenarından kaçan bir ayrıntıyı görmenizde aracı olabilmek amacıyla buradayız.

 

Mesela farklı cinsel kimlikleri taşıyan insanlara karşı ön yargılarımız vardı bir zamanlar ama yaşadıklarımızda aslında onların bir meta değil, tıpkı bizler gibi bir insan olduklarını fark edebildik. İnsan olarak değerlendirmemiz gerektiğini ve onların bu toplum mozaiğinde bir yerlerinin olduğu ve onlar olmadan, onların kendi tercihlerini yaşayamadan var olmalarının aslında bu mozaikte birşeylerin eksik kalmasına neden olduğu anladık. Ünlü oyuncu Tom Hanks’in Philadelphia filmini izleyenleriniz mutlaka vardır...   Bu filmdeki canlandırdığı karakterde AİDS olan bir eşcinsel avukatın yaşamını gözler önüne serer usta oyuncu.

 

Filmde, bir insanın tercihleri nedeniyle nasıl baskılara maruz kaldığını ve varlığını kabul ettirme mücadelesini gördük. Onun yaşadıklarına üzülüp filmin sonunda anlaşılabilmesini umarak perdenin kapanmasını bekledik... Çünkü, gördüğümüz tıpkı bizim gibi hüzünleri olan, acı çeken, baskı altında kalan ve sadece kendi olabilmek adına cinsel kimliğini yaşama mücadelesi veren bir insana yapılan zulümdü... Çünkü, kelli felli kariyer sahibi, toplumda belli bir kariyerleri olan insanlar bu adamı kendileri gibi olmadığı için dışlıyorlar, baskı ile onu aralarında uzaklaştırıp, tercihlerini değiştirmek istiyorlardı.

 

Ki eğitim sistemlerinde aslında uygulananlarda hemen hemen her toplumda aynıdır. Tek tip insan modeli yaratabilmek. Bunu şöyle bir örnekle “Sevgi” kitabında anlattan eski bir eğitimci olan Leo Buscaglia çok güzel anlatmış.

 

“Hayvanlar okulu var ve kedi, köpek, kuş, tavşan hepsi aynı sınıfta ders görüyorlar. Birinci ders kazma dersi ve tüm öğrencilerden kazmaları isteniyor. En iyi kazıcı tavşan elbette ki hemen kazıyor ve yıldızlı bir 5 alıyor öğretmeninden, ardından sıra kuşa geliyor. Ama onun yaratılış itibari ile tavşan gibi kazabilmesi mümkün değil. Ancak dersi geçmesi için kazabilmesi gerekiyor. Başlıyor kazmaya. Derken kanadı kırılıyor bu kazma çalışması sırasında. Eh o da o kadar uğraştı ona da geçer bir not verelim diyor öğretmen. Ardından sıra uçma dersine geliyor. Uçacaklar... Ama bu kez tavşan çaresiz, salıyor kendini boşluğa ve oda kırıyor bir ayağını. Kuş zaten kanadını kırmış o da uçmayı beceremiyor. Kolunu kıran tavşansa kazma becerisini yitiriyor doğal olarak.”

 

İşte gerçekten eğitim sistemini ve toplum içinde bireylerden beklenenleri anlatan çok güzel kısa bir örnek. Bizlerden de olduğumuz şeyleri bırakıp farklı olmadığımız biri olmamız bekleniyor. Bunun adına da kimi özgürlük, kimi laiklik, kimi çağdaşlık diyor...

 

Evet, olmamızı istenen şeyleri olmak istemiyoruz. Çünkü bir zamanlar ünlü düşünür Hegel’in de dediği gibi ve Fucuyama’nın “Tarihin Sonu, Son İnsan” adlı kitabında anlattığı gibi bizler kendimiz olabilmek için mücadele ediyoruz. Olduğumuz gibi kabul edilebilmek için. İnsanoğlunun genel yapısında bu var. Her birey olduğu gibi kabul görme arzusu taşıyor ve tüm çatışmalarda bundan kaynaklanıyor. İşte Fucuyama kitabında tarihin sonu derken düşünce tarihinin geldiği son noktayı ve Liberal Demokrasi kavramının insanın kabul görme arzusunun karşılayabilen tek sistem olduğunu ifade ediyor. Gerçektende herkesin istediği temel hak ve özgürlükler içinde asıl amaç insanların kendi kimliklerinin oldukları gibi kabul edilebilmesi.

 

Yani bugün başörtüsü için mücadele veren de, eşcinsel olduğu için mücadele verende kendi kimliğinin kabul edilmesini istiyor aslında.

 

Tüm bunların kabul edilmesini isterken de kimsenin rejimin değişmesi gibi bir beklentisi de yok elbette ki. Herkes var olduğu gibi kabul görmek ve yine diğer insanları oldukları gibi kabul etmek istiyor.

 

Bugün küçük bir bebek bile aslında kendi varlığını kabul ettirmek için aynı çabaları sergiliyor. Onun isteklerine uymazsanız, sevdiği şeylere saygı göstermezseniz yapabildiği tek şeyi yapıyor, ağlıyor çığlıklar atıyor. Çünkü, insanın gerçekten olduğu gibi kendini yaşayabilmesi ve ifade edebilmesi gerekiyor. Yaradılışı gereği bunu hissediyor.

 

Tıpkı benim futbol maçlarını seyretmeyi sevmediğim gibi, başka birisi de sinema seyretmeyi ya da tiyatro izlemeyi sevmiyor. Yada klasik müzik dinlemek yerine halk müziği yada arabesk dinlemeyi tercih ediyor. Nasıl bunlar için saygı göstermemiz gerekiyorsa bizleri biz yapan konularda saygı göstermemiz gerekiyor. Çünkü benim kitap okurken aldığım hazzın aynısını maç seyrederken alıyor bunu sevenler. Gerçekten de mutlu oluyorlar ve severek bunu yapıyorlar. Bu durumda benim onların maç seyretme alışkanlıkları ve aldıkları hazzı eleştirme hakkım olabilir mi? Yada klasik müzik dinleyen birinin arabesk dinleyen birini küçük görebilme gibi bir hakkı olabilir mi?

 

Yani işin özü, demokrasi, eşitlik, laiklik maskesi altına saklanıp. Ardından insanların özgürlüklerini sınırlamanın bir mantığı ve açıklaması olamaz.

 

Zira bugün “Haydi Kızlar Okula Kampanyasını” yapanlar eğitim hakları elinden alınanlara sahip çıkmadıkları için bugün bu insanların mağduriyetini kullananlar var. Çünkü siz asıl sahiplenmesi gerekenler buna sahiplenmediniz. Çünkü özgürlüklerden, eşitliklerden bahsederken sadece kendi varlığınızı ve sizin gibi düşünenleri göz önüne aldınız hep.

 

Laiklik derken, kurban bayramlarında insanların kestikleri kurbanların derilerinin baskıcı bir mantıkla toplatılıyor olması sizleri rahatsız etmedi hiç. Yada geçen gün yaşadığı mağduriyeti anlatan tesettürlü bir genç kızın anlattığı gibi. Kayıt için gerekli paraları yatırırken başının üzerindekileri görmeyip parasını aldıklarını ama kapıdan içeri sokmaya gelince birden başındakini görenlere tepki göstermediniz. İçeri sokmadınız, ama parasını aldınız!

 

Amerika’nın Özgürlük getirme adına Irak’a gidip anarşist bir ortam yarattığı ve insanları katlettiği gibi özgürlük adına mücadele eden sizler bu kadınları savunma adına onları toplumun dışına kamusal alan dışına attınız.

 

Demediniz ki vergilerini alırken bu insanlara  sen kamusal alanlardan yararlanamazsın, okuyamaz, kamuda memur olup maaş alamazsınız. Onunu için vergini daha az alacağız normalden!

 

Çünkü vergi vermek demek, herkesin her konuda hakkı olduğunu ve bunun eşit olduğunu göstermektedir. Ben vergi veriyorsam elbette ki bunun ardını aramaya ve gerekeni sormaya hakkım da doğuyor demektir. Benim verdiğim vergilerle maaş alanların beni dışlamaya, benim verdiğim vergilerle düzenlenen bir resepsiyona katılmaya elbette oraya katılan herkes kadar benim de hakkım vardır.

 

Bugün yapılan yanlışlıklar anlatmakla bitmez elbette ki. Ancak demokrasi kazanımları gerçekten düşünce tarihinde anlatıldığı gibi çok zor mücadelelerle olmuştur. Tepeden inme bir demokrasi elbette ki sindirilmemiştir aslında. Onun için demokrasi, eşitlik gibi, yenilikçi gibi kavramları tekellerine almaya kalkan dikta zihniyetliler hala bunu sindirebilmiş değillerdir.

 

Elbette herkesin özgürlük sınırı vardır ve bu sınır başkasının özgürlük alanında kısıtlı kalacaktır. Ancak bir insanının kendi olmasının ve bu şekilde yaşamasının sınırı nedir ki! O zaman toplumda herkesi devlet memurlarının giyinme kurallarına uygun olarak giyinmeye zorlayalım. Yani favorileri kes, top sakal bırakma, her gün sinek kaydı traş ol. Yoksa sende giremezsin üniversiteye...

 

Böyle bir mantık kabul edilebilir mi? Elbette ki edilemez. Yani erkeklerin yaptıkları bir çok şeyler kabul görüp üniversite kapılarından içeri girebilirlerken kadınlara bir çok konuda sınırlamalar getiriliyor.

 

Elbette biz tüm özgürlükleri savunuyoruz. Herkesi olduğu gibi kabul ediyoruz. Çünkü bizler bu ülkede doğduk ve bu ülkede yaşayıp bu ülkeyi yarınlara taşıyacak olan çocukları yetiştireceğiz. Bu kadar basit bir konu ile insanların arasını germeye ve insanlara baskı yapmaya çalışmanın hiçbir yararı olmayacaktır.

 

Bizler yarınlara umutla bakabilmek istiyoruz. Var olduğumuz gibi kabul görelim istiyoruz. Herkesin özgürce yaşabileceği bir ülke hayali kuruyoruz.

 

Yani laf olsun diye çıkıp caka satan, laikliğe bağlılık yemini edip cumhuriyetimizi bölmeye çalışanlara göz yumanlar! Lütfen artık ciddi olarak düşünün... Ülkeyi bölmek için çabalayanlar mecliste, masum insanların kanını dökmeyi haklı görenler mecliste... Ülkemizin ekonomik çöküntüye girmesi için çabalayanlar her yerimizi sarmışlar. Karış karış vatan topraklarını alıyorlar.

 

Bizlerse elimizdeki güçlerin farkında değiliz. Tarımı, hayvancılığı, tekstili bitirmeye çabalıyorlar. Asıl son kaleler bunlar aslında... Eğer bunlar gider ve özgür olamazsak o zaman gidecek diye korktuğumuz şeyler zaten elimizden alınacak. Özgür olmayanın hiç birşeyi olamaz...



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası