20 Ekim 2017 Cuma
Toplumumuzun Kalıplaşmış Sözleri Düşünceleri ve Görüşleri

Toplumumuzun Kalıplaşmış Sözleri Düşünceleri ve Görüşleri

Mehmet KIZILKAYA
Mehmet KIZILKAYA

Toplumumuzun Kalıplaşmış Sözleri Düşünceleri ve Görüşleri

Bizler Türkiye Cumhuriyeti Ülkesinin Halkları olarak bütün toplumlarımızda sorgulama, okuma ve araştırma gibi alışkanlıkların yeterli boyutta olmadığından dolayıdır ki hazır kalıp sözler, düşünceler ve görüşler kullanıyorlar veya o toplumdaki bireyler bu sözlere görüşlere ve düşüncelere uygun yaşıyorlar. Tabi bu hazır kalıpların sonuçlarını da hep beraber yaşamaktayız.

Yaşadığımız dünyaya ve yaşadığımız topraklara kötü diyebiliyorsak eğer toplumlardaki o hakim görüşleri de her zaman sorgulamamız gerekmez mi? Toplumumuzda ki hakim görüşlerin daha çok devletin propagandalarından, halkın kendi deneyimlerinden, kalıplaşmış söz ve düşüncelerinden, atasözlerinden ve dini görüşlerden oluşmaktadır. Elbette ki tüm bu hazır kalıp olan sözler görüşler ve düşünceler var olan sistemin içerisinde mayalanmaktadır. Bu mayalanmak da olan tüm görüşler asla masum değildir; sistemin de bir manada halk yürütücüleri olanlardır.

Bizler çoğumuz hatta toplum olarak hazır kalıp sözleri, düşünceleri ve görüşleri hiçbir zaman sorgulamadan sorup soruşturmadan sadece olduğu gibi ezberleyerek başka birine aktarıyoruz.

Bizler toplum olarak hep şunu düşünürüz. Geçmişten günümüze böyle gelmiş böyle gidecek düşüncesine sahip bir toplum olmuşuz. Yaşadığımız şu dünyadan memnuniyetsizliklerini dile getiren herkesin öyle ki bu sözle karşılaştığını görebilmekteyiz. Hepimizin bilmesi gereken şudur ki; bu durumun ne geçmişten nede gelecekten öyle bir düzen çerçevesinde gelmediğini bilmemiz gerekir. Ayrıca bu durumun böyle gelmediği gibi böyle de gitmeyecektir. Geçmişte yaşanılan çağın feodal çağ olduğunu ve şuan yaşanılan çağın kapitalist çağ olduğunu görmemiz gerekir. Bununla birlikte feodalizmden önce de köleci bir toplum var olduğunu bilmemiz gerekir. Köleci olan toplumlardan öncesinde de sınıfsız ilkel komünal toplumların var olduğunu bilmemiz gerekir. İlkel Komünal toplumun sınıfsız bir toplum olduğunu ve insanların insanlar tarafından sömürülmediği bir düzen dönemiydi.

Bugün toplumlarımızın da içerisinde bulunduğu bir çark ve herkesi sömüren kapitalist sistem süresini neredeyse doldurmuş olmakla birlikte süresini sürekli olarak uzatmak adına gün geçtikçe barbarlaşmayı beraberinde getirmektedir.

Bu düzenin her zaman böyle gideceğimi yoksa bu düzenin sürekli olarak böyle mi kalacağını sizlere soruyorum? Hatırlarsınız belki tarih kitaplarından. Osmanlı döneminde de çoğunluğun görüşü her zaman bu düzen böyle gelmiş böyle gidecek denilmişti. Lakin ne oldu Osmanlı yıkıldı gitti, feodalizm de tarihin çöplüğünde yerini aldı.

Toplumumuzda ki hazır kalıplaşmış başka sözler düşünceler ve görüşlerden bir tanesi de aman siyasetten uzak durun. Siyasete girmeyin, siyasete bulaşmayın sözleri. Toplumlarımızın bu siyaset korkuları daha çok 80 darbesi zaman sürecinde estirilen terörden kaynaklandığını hepimizin bildiği bir gerçektir. Bu acımasız darbe ile sürgünler, katliamlar, cinayetler, işkenceler ve birçok fişleme… 80 darbesinden kalan fişlemeler, cinayetler süreci halen devam etmekte ve işlemektedir. Öyle ki devrimci olan birinin siyasete adım atması demek birçok bedeli göze aldığı demektir. Bedel ödemelerin olduğu içindir ki birçok insanda siyasetten uzak tutulmaktadırlar. Lakin siyasetten uzakta olan çoğunluğun yaşamları incelendiği zaman apolitik kitlenin de işsizlikle, büyük haksızlıklarla, yoksullukla bedeller ödedikleri de görülmektedir. Aslında şunu söylememiz gerekir. Bu düzende yaşayan herkesin her halükarda bedeller ödediği gerçekliği vardır.

Türkiye Cumhuriyeti Ülkesine baktığımız zaman siyasetin, burjuva siyasetçilerine bırakıldığından dolayı yasalar da cezalarda her zaman olduğu gibi yine yoksulun üzerinden tahakküm kurmaya yönelik olduğunu görüyoruz.

Bu yüzdendir ki sizler siyasetle ilgilenmezseniz bile siyasetin sizin hayatınızla ilgilendiği ve daha da önemlisi hayatınızı istediği gibi ekip biçtiğini bilmeniz gerekir.

Toplumun içerisinde kalıplaşmış olan başka bir söz  “Kızını dövmeyen dizini döver” atasözü ile yola çıkarak biraz açmak istiyorum.

Geçmişten gelip ataerkil'den beslenmiş olan bu atasözünün açık bir şekilde şiddete teşvik ettiği büyük bir gerçeklikten ibarettir. Bir annenin ya da bir babanın kendi malı olarak gördükleri kızını ya da kızlarını dövmediği zamanda o kız çocuğu ya da kız çocuklarının ahlaksızlaştığını, kadınların şeytani özellikler taşıdığı için, onları döverek itaatkarlaştırmanız gerektiğini söylerler. Üyesi olduğunuz toplumlarda kız ve erkek çocuklarının eğitimleri her zaman ayrı olmuştur. Bir kız çocuğuna annesinin ona yemek yapmasını, temizlik yapmayı öğretirken, erkek çocuğun bu süreçte öyle bir dönem geçmediğini hepimiz biliyoruz. Bu yüzdendir ki tüm kadınlar babaları, sevgilileri ve kocaları tarafından şiddet görmeye adeta kodlanmış olur.

Toplumumuz içerisinde adeta fazlasıyla mayalanmış olan başka bir durum. Oku diplomanı al, büyük adam ol.

Türkiye Cumhuriyeti Ülkesinde üniversite diplomasına sahip işsiz sayısı nereden bakarsak bir milyonu geçmiş durumda. Üniversite mezunlarının sayısı gün geçtikçe artmaktadır ve arması sonucunda diplomalı işsizlerin sayısı da doğal olarak artmaktadır. Durum böyle iken büyüklerimizin sürekli olarak “git oku büyük adam ol” demelerine anlam verilmemektedir. Büyük adam olmak sadece o diplomayı almakla okul okumakla olmaz. Öyle ki “büyük adam” olmak demek, cinsiyetçi bir ifadenin olduğu ve bu ifadenin de yıkılması gereken bir sözcüktür. Oku büyük adam ol dediğiniz zaman öncelikli olarak kendi ülkende ki eğitim sistemini sorgulaman araştırman gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Ülkesinde ki eğitim adeta para basan, bilimsel olmayan, sadece ezbere ve sınava odaklı bir sistemdir ki; okulda ki aldığı eğitimle yetinmeye kalkan kişinin mezun olduktan sonrasında kendine ve toplumuna tamamen faydasız bir nesil olar karşımıza çıkmış olur. Her sistemin eğitim politikası kendi sistemi içerisinde faydalı bireyler yetiştirmek yönündedir.

Toplumun içerisinde bulunduğu bir diğer kalıplaşmış olan dini terimlerin kullanılması gözlerden kaçmamaktadır. Mesela geçmişten gelen “Nikahta keramet vardır” dini terimlerin kullanılması. Normalinde dini bir terim olan kerametin, günlük yaşamın sorunlarından aşma, kudret, “ hele bir nikah olsun da gerisi de çorap söküğü gibi gelir” vb. anlamında kullanılmaktadır. Sanırım da öyle değildir. Nikah cinsel ile birlikte yaşamın devletin ve de dini öndere onayını almak anlamına gelir. Kına gecelerinin olması, düğün telaşının olması, alışverişlerin olması, gelenek ve görenek olarak sunulurken evlilik piyasasının da canlanmasına hizmet eder. Tabi evlendikten sonra ki ömür de taşıyamayacağı bir sürü borcun ve taksitlerin altına girmiş olacaktır. Sizlere soruyorum keramet bunun neresinde kalmış?

Toplumumuzun bir diğer kalıplaşmış hem görüş hem düşünce hem de bir söz olarak karşımıza çıkan “Türkün Türk den başka dostu yoktur” ya da “Kürdün Kürt den başka dostu yoktur” sözleridir. Bu sözlerin daha çok eğitim yuvalarında yani okullarda ve milliyetçi kişilerden işittiğimiz bu sözler aslında ne paranoya olarak ifade edilen büyük bir psikolojik rahatsızlık olduğunu bilmemiz öğrenmemiz ve de görmemiz gereklidir. Öyle ki daha ötesi de ırkçılığı kendi içerisinde barındırır ki o da son derece tehlikeli bir durumdur. İnsanların insanlarla dost olması kadar daha doğal bir şey yoktur. Dostluğa, kardeşliğe ırklardan dolayı önüne setler çekmek kadar saçma bir şey yoktur olamazda. İnsanın kişiliğini belirlemekte olan şeyin daha çok yetiştirildiği kültür ve sınıfsal konumundan ibarettir.

Devletlerin sınıfsal olan çelişkileri ve sömürüleri gizlemek, ötelemek adına ırkçılığı ön plana çıkararak maalesef ki çok kişi bu devletlerin politikalarına alet olmakla beraber, içerisinde bulunduğumuz 21.yüzyılda bile ırkçılığı hala aşılamamış bir sorun olarak önümüzde durmaktan utanç duymalıyız.

Değerli arkadaşlar, dostlar şüphesiz ki bu kalıplaşmış, geçmişten gelen katı düşüncelerle, sorunlara daha fazla örneklendirme yapıp, daha çok sorgulayabiliriz bu görüşleri. Kalıplaşmış, paslanmış, küflenmiş görüşleri hemen hemen her gün çevremizden duymaktayız.

Toplumlarımızın sorgulama, araştırma ve okuma gibi alışkanlıkları olmadığından dolayı bu hazır kalıplaşmış, küflenmiş, paslanmış sözleri ve düşünceleri kullanıyorlar. Yahut kendileri bu sözlere uygun yaşamayı seçmişlerdir.

Ne yazıktır ki bu pislenmiş, küflenmiş, paslanmış olan düşüncelerin sonuçlarını hep birlikte yaşıyoruz.

 

Paslanmış, küflenmiş ve pislenmiş olan sözlerden görüşlerden ve düşüncelerden kurtulmak üzere güzel bir yaşamın gelmesi dileğiyle…

 

Esenlikler Dilerim…

 

“Mehmet KIZILKAYA”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası