29 Haziran 2017 Perşembe
Diktatörlerin Ayak Sesleri ve Çöküşleri

Diktatörlerin Ayak Sesleri ve Çöküşleri

Mehmet KIZILKAYA
Mehmet KIZILKAYA

Diktatörlerin Ayak Sesleri ve Çöküşleri

Siyonist İsrail,Amerika Birleşik Devletleri ve İngilizlerin yüzyıllardan beri yürütmüş oldukları planların,haritaların üzerin de önceden çizilmiş planlanmış oldukları kendi politikalarına dayandırılarak kendi çıkarları doğrultusunda,başta kendi ülkeleri olmak üzere, her üç ülkede kendi gelirlerini ve ekonomilerini daha fazla elde edip yükseltmek amaçlarıyla,bu seferde Büyük Ortadoğu Projeleri ile yola çıkarak büyük gelişmelerle hızlı bir şekilde yürütülerek sanki direk sadece onlarla ilgilenmelerinigöstererek aç susuz ve yoksun olan Ortadoğu Halklarına yönelik yardım etme amaçlı sinsice,yakıcı ve vurucu bir politika şekliyle beraber Ortadoğu bölgesin de ki neredeyse bütün ülke halklarını ayaklandırmaları direndirerek sokaklara,meydanlara,caddelere ve alanlara dökmeyi başarmışlardır.

*

Dünya da olan bir çok ülke özellikle Ortadoğu Bölgesin de yer alan Ülkelerin,kendi halklarına kendi kanlı elleriyle soysuzlukları ölümleri,idamları ve yolsuzlukları haksız bir şekilde baskı ve işkence yapanlar,büyük ülkelerin desteklerini alan diktatörlerin durumları birer birer o koltuklardan düşürülerek ortadan yok olmaktadırlar.

*

Geçmişten gelip uzun yıllar boyunca bu acılara sırt çevirmeyip dayanan halklar dış güçlerin çıkar ve planlarının gereği olmasına rağmen,dünyada ki bütün halklar kendilerini,topraklarını sömürüp işgal edenlere başkaldırarak Siyonistlerin kurduğu o dikta ve yıkıcı rejimlerini ortadan kalkmasına karşı bütün varlıklarını,güçlerini bu yolda kullanarak iktidarları ve bu Siyonistlerin rejimlerine destekleyenleri o koltuklardan indirmeyi başarmışlardır.

Diktatörlük,bir ülkenin mutlak gücünü elin de bulunduran tek bir kişi veya birkaç kişiden meydana gelen bir grup tarafından denetimsiz kayıtsız şartsız yönetilmesine dayanmakta olan bir siyasi düzendir.Demokratik yönetim biçimlerinin birer karşıtıdır.Monarşi,İmparatorluk,Krallık gibi yönetim biçimleri diktatörlük rejimimin birer çeşididir.İlk defa Roma dönemin de kullanılmıştır.

Devletin güvenliklerini ilgilendirmekle beraber özel bir durum karşısında ülkenin meclisi tarafından beş yada yedi yıl süreli olarak diktatör biri olarak atanmak ülkede ki insanların bunların yönetimlerinin altında şartsız bir şekilde bulunmak üzere,bu süreden sonrasında da iktidarın eline dikta rejim geçince acıların daha çok çekilmemesi de halk tarafından istenilmez bir duruma gelecektir.Böylelikle diktatörlük rejimi zorla olsa bile yok olmayı gerekmektedir.Bunun sonrasın da iktidarı ve koltukları bırakmayan diktatörler değişik yöntemlerle o ülkeyi baskılarla,acılarla ve işkencelerle halkı yok etmekle beraber yönetmeye kalkarak ülkeyi insanları halkı işkencelerle hapislerle cezalarla ve korkularla diktatörlüklerini sürdürecekler.

*

Buna da değinmeden duramam !

Bütün ülkeler de  Ortadoğu Ülkeleri olsun,Avrupa Ülkeleri olsun,Afrika olsun,Amerika olsun fark etmeksizin bütün ülkelerde diktatörler kendilerinin ve ailelerinin servetlerine servet kataraktan,kendi ülkelerinin devlete ait olan arazilerin,altınların ve birçok özel mülklerinden kendileri yararlanılarak ve kullanılarak milyonlarca dolara el konularak,yeryüzün de en varlıklı en zengin diktatörlerden olarak,kendi yönettikleri halkların da sefaletten,açlıktan susuzluktan ve yoksulluktan ölüm hali durumuna gelerek,baskı ve korkularında yaşamaya devam etmektedirler.

*

Bu berbat öldüren ve öldürmeyi kendilerinde bir hakmış gibi gören yıkıp yıkan diktatörler her zaman olduğu gibi kendi ülkesinde yaşayan mozaik parçalar bütünlüğü olarak kabul etmeyen dil,din,mezhepçilik,renk ayrımı yapmakla beraber,her zaman olduğu gibi ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti Ülkesin de olan (asimilasyonları),soykırımları ve katliamları uygulamaya koymakla birlikte insanları bir bütün olarak kabul etmeyen (olmayan) beyinlere sahiptirler.

*

Bu gibi durumların özellikle Ortadoğu  Ülkelerin de Kürtlere ve Müslümanlara karşı olmakla birlikte bu dikta rejimlerin baskıları ve haksızlıkları sürdürülürken,Ortadoğu Ülkelerin de uzun yıllar boyunca yönetimlerin başın da olan diktatörlerin zenginlikleri,servetleri bütün dünya ülkelerin de büyük tartışmalara neden olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.Öyle ki;Türkiye Cumhuriyeti Ülkesi de bunların arasında yer almıştır.

*

Devlet başkanları,bakanların,milletvekillerin,politikacıların siyasetçilerle beraber parti başkanları ve parti kuran başkanlarının sorumlulukları zengin olmalarıdır sadece.Ekonomisi az gelişen ülkelerin değil,bütün ülkelerin çıkar üzerine kurulmuş olan burjuva politikasının yönetilmiş olduğu her yöneticinin her ülkede bir kural olarak yürütmektedir.En alt tabakalardan gelen kişilerin yeryüzünün en zengin varlıklısı olarak devletin ve bütün ülkenin parasını kendi halkları milleti için kullanmadan kendi belirledikleri dünya bankalarında çoğaltılarak,sanki babalarından dedelerinden kalan servetleriymiş gibi kendi hesaplarına koyup kendilerine mal ederek köşeyi kısadan dönmektedirler.

Kendi ülkesinde ki milletlerine bu kadar zulüm bu kadar acı gösterip çektirenler bir an önce o koltuklarından indirilmeliler,devirmeliler.Bütün halkları toplumları kucaklayan demokrasiyi bilen,diktatörlük profilinde olmayan bir lider seçilmeli ve o koltuğa halk tarafından seçilip oturtmalıdır.

Ortadoğu Ülkelerini yıllarca yöneten diktatörler,zenginler ve para sahipleri,batı ülkeleri tarafından ayağa kaldırılan Ortadoğu Halklarını, diktatörlüklerin diktatörlüklerine son verilmekle beraber bütün Ortadoğu ve dünya ülkelerinde geniş yankı bulmuştur.

*

Kendi Ülkelerinin halklarına karşı acımasız ve kalleş olan diktatörlerin başında Irak Eski Cumhurbaşkanı (Görevi: 16 Temmuz 1979 - 9 Nisan 2003 ) Saddam Hüseyin gelmektedir.Sonrasın da Libya Eski Devlet Başkanı olan Muammer Kaddafi Addis Ababa (Görevi: 1 Eylül 1969 – 23 Ağustos 2011 ) gelmektedir.Daha sonrasın da Suriye Irak Cumhurbaşkanı (Görevi: 17 Temmuz 2000 – Devam etmekte ) olan Beşşar el-Esed gelmektedir.Bunların hepsi birer diktatörlük profilini içlerinde barındıranlardır.Bu diktatörler halkına zulüm yapmaktan aç bırakmaktan ceza çektirmekten başka bir şey yapmadılar.Kendi halkları açken,onlar kendi ailelerinin servetlerine servet katmakla meşgul oldular.

*

Temelde olan bu insanların,bu milletlerin,bu halkların düşmanları diktatörler kurmuş oldukları kişisel servetlerini emperyalizm güçleriyle paylaştıklarına dayanaraktan,onları bu devletlerin başlarına getiren emperyalist güçlere borçludurlar.Emperyalist güçlerin elleriyle bu varlıklı ve diktatörlük koltuğuna oturanlar elbette ki tekrardan bu emperyalist güçler tarafından kendi diktatörlük koltuklarından tahtlarından düşürüleceklerdir.

Yeryüzünde bilinmekte olan bütün diktatörlerin hayatları da ölümleri gibi birbirine benzemektedir.Kimi diktatörler idam edilmiştir,kimileri de sürgünlerde yaşamlarını yitirmişlerdir.

*

Diktatörlükle kendi halklarına zulüm yoksulluk perişanlık çektirmekle kalmayıp,bütün siyasi yetkilerini ellerinde bulunduran ve kendi milletine her türlü acıları yaşatan diktatörlerin çoğu,zulüm ve acı gören halkın ayaklanmalarıyla devrildiler.

“Zulüm ile abat olanın ahiri berbat olur.” Bu atasözümüzle bir kez daha doğrulanmaktadır.

*

Diktatörlerin sonunun ne olduğunu en son olarak Irak Eski Cumhurbaşkanı (Görevi: 16 Temmuz 1979 - 9 Nisan 2003 ) Saddam Hüseyin’in idam edilişini gördük. 24 yıl boyunca kendi demir yumruğu ile yöneten diktatörlüğün en vahşisini yapan Saddam,neredeyse 1 yıl süren davada idam edilmesine kara verilmişti.Saddam Hüseyin özellikle Kürt Halkına yapılan Halepçe Katliamı ile ne kadar diktatör ve barbar olduğunu göstermişti.Saddam Hüseyin 30 Aralık 2006 yılında asılarak idam edilmişti.

Ortadoğu’nun Arap Ülkelerin de ki diktatörlük ve koltuk sevdalısı olan bir diğeri 23 yıldır Tunus Cumhuriyetini yönetmiş olan Eski Liderlerden Zeynel Abidin Bin Ali. 17 Aralık 2010 yılında Tunuslu bir seyyar satıcının kendi bedenini ateşe vermesiyle ve bu olayın tesiri ile Tunus halkının ayaklanması üzerine Tunus Cumhuriyeti Eski Lider Zeynel Abidin Bin Ali ülkeden kaçmaktadır.Böylece 23 yıllık diktatörlük rejimi bitmiş oluyor.Tunus’ta ki bu olayın aynı zamanda diğer Arap ülkelerindeki ayaklanmalarına zemin hazırlamıştı.

Bir diğer diktatör olan Libya Eski Devlet Başkanı olan Muammer Kaddafi Addis Ababa (Görevi: 1 Eylül 1969 – 23 Ağustos 2011 ).Devrik Lider Kaddafi’nin canlı yakalanmasıyla birlikte asiler tarafından linç edilerek öldürülmesi tarih sayfalarına da yazılmış eski diktatörlerin sonlarını akla getirmiştir.

*

Hepimiz biliyoruz ki ; Halk tarafından istenmeyen adam ilan edilen diktatörlerin emekliliği yoktur.Genellikle iktidara gelişleri de gidişleri de her zaman kanlı olmuştur.Ecelleriyle değil de intihar edilerek,kurşuna dizilerek ya da idam edilerek ölüyorlar.

Acıları,katliamları,asimilasyon politikalarını yaşamaktan kaçınmayanlar ve ülkelerini cehenneme çeviren diktatörlerin sonu hep ölüm olmuştur.

Bütün diktatörler birer siyasi kukladırlar.Başka güçler tarafından kullanılıyorlardı.Bugünkü Suudi Arabistan,Katar Emirlikleri hepsi Amerika Birleşik Devletlerine bağlıdırlar.Diktatörlere bakıldığı zaman,batının ekonomik çıkarlarının sadık birer uşağıydılar.

*

Türkiye Cumhuriyeti Devletine gelirsek eğer;

Türkiye Cumhuriyeti Ülkesin de diktatörlük var mıdır?

Araştırma sonuçlarının belirlemelerine göre;

Diktatörlere bağlı olan emniyet güçlerinin rastgele ateş açarak kendi halkının vatandaşın çocuklarını vurarak öldürmelerini bir diktatörlük şah eserleri olarak görülmektedir,

Yine kendi halkına ve milletine emniyet güçlerinin yandaşlarla iş birliği yapıp,sonrasın da sokaktaki insanları sopalarla dövüp öldürmelerinin diktatörlükle eşdeğer olduğunu,

Beğenmediği kişilerin işlerine son verilmesi,onlardan taraf olmayanın bertaraf olması gerektiğini düşünen diktatörün sahnede yer aldığını,

Kendi muhaliflerini rahat bir şekilde hukuk dışı ve uydurma belgelerle ortadan kaldırıp içeri tıkılan vatandaşları suçluymuş gibi göstermeleri,

Kimlerin neler yapması gerektiğini,kimlerin de neler yapmaması gerektiğini dikta etmesidir diktatörlerin en büyük profili !

İnsanlarımızın bütün doğal ve siyasi haklarının kavuşturucu bir şekilde,işkenceler baskılar inkar politikaları olmadan insanların özgürlüklerine kavuşturmaları gerekmektedir.

Ortadoğu’da kan ağlayan diğer ülkeler gibi diktatörlük olmamalıdır. Türkiye,Suudi Arabistan,Suriye,Mısır,Ürdün,Yemen,Libya diktatörlük rejimlerini düşürerek,kendi halklarına ses vermelidirler,isteklerini yerine getirmelidirler.

Türkiye Cumhuriyeti Ülkesinde diktatörlük değil,demokrasi işlenmelidir.Kendi koltuk aşkları olanlar sonsuza kadar iktidarda kalmayarak en sonunda hakka,doğruya ve gerçek demokrasiye teslim olacaklarını bilmelidirler.Artık Türkiye Cumhuriyeti demokrasiyle yönetilmelidir.

*

Hepimizin de bildiği ve öğrendiği bir şey vardır.

Bir diktatörün sonu ya dar ağacıdır ya da suikast ya da hapishanedir.Bu yüzdendir ki iktidarlarını korumak için büyük ve çok zalimane davranırlar.Çünkü onlar bilirler ki; iktidarlarını kaybetmenin bedeli de şerefli bir emeklilik gibi olmayıp,kan dolu bir gayya kuyusu olduğudur.

Son olarak; İngiliz Politikacı olan Algernon Sidney’ın sözleri ile noktalamak istiyorum;

“Bir Ulusu tek kişinin idare edebileceğine inanırım,şu şartla: O adam ayaklarında çizme,elinde kırbaç, O Ulus sırtında semerle doğarsa.”

 

“  Mehmet Kızılkaya   “         İstanbul  / Cihangir

 

 

 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası