21 Eylül 2018 Cuma
Niyet hayır, akıbet hayır

Niyet hayır, akıbet hayır

Hüseyin DÜŞ
Hüseyin DÜŞ


Herkesin bir görevi var şu fani dünyada. Hepimiz bir gayeye ulaşmak için çabalıyoruz. Niyetlerimiz de çok önemli elbette. Büyüklerin dediği gibi “Niyet hayır, akıbet hayır”

Önce kendimize şunu sormalıyız. Niyetlerimiz hayır mı? Niyetlerimizi bir gözden geçirelim mi ne dersiniz?

Dünya evine girerken mesela, Bir insanı severken, Bir ticaret yaparken, Bir hizmet için koştururken,

Bir dostluğu sürdürürken, Bir evlat yetiştirirken, Bir öğrenciyi eğitirken.

Niyetimiz nasıl? Niyetimiz halis mi?

Sevgi, sevgili, yar, yarim, sevdalım ne hoş ve ne kıymetli sözcükler. Ama şimdilerde haybeye söylenip harcanıveren kelimeler haline geliverdi. Bir insanı niçin severiz, bir aile kurmak ne ifade etmeli bize?  Zenginlik mi? Yada güzellik!.. Soyu, sopu için mi yoksa? Nedir niyetin?

İşimizde, ticaretimizde ya da bir hizmet esnasında niyetimiz, insanlara iyiyi, güzeli, faydalıyı sunabilmek olmalı. Hilesiz, hurdasız, tertemiz, şaibesiz olmak en önemli düstur olmalı bize. Dostluğumuz, komşuluğumuz karşılıklı saygı, muhabbet ve ahlaki erdemler çerçevesinde sürmeli. En ufak bir tökezlemede ilk darbe bizden gelmemeli. Niyetimiz temiz olmalı. Dostumuz, komşumuz bizden emin olmalı. Emaneti yüklenmek ne büyük bir nimet.

Evlatlarımızda bizlere birer emanettir. Rabbimizin emaneti evlatlarımızı yetiştirmekteki niyetimiz her şeyden daha önemli aslında. Bu büyük sorumluluğun hakkını vermeliyiz. Yaşadığımız topluma, edebi, namusu ve bilgisiyle örnek bir insan mı sunacağız yoksa yaşantısıyla insanlara bakkınlık ve eziyet veren hayvandan da aşağı seviyede ne idüğü belirsiz bir mahluk mu salıvereceğiz?

Ne yazık ki sosyal hayatta bu garip mahlukları epeyce görmeye başladık. Kimisi batılılaşma, kimisi özgürlük safsatalarıyla yok olup giden gençliğimize ne kadar ağlasak azdır. Bu milletin, edep, haya, saygı, muhabbet ve iman ile yoğrulmuş mayasına ne kattılar da bu millet bu kadar yozlaştı. Artık ebeveynler çocuklarına şunları söylemeyi tercih ediyorlar. “Aman çocuğum kendini ezdirme. Menfaatin neyi gerektiriyorsa onu yap. Yeter ki sen üzülme. Sana bir şey olmasın, başkasının canı çıksın, kimseye acıma!..”

Bakın hayatının çoğunluğunda kendisi gibi arsız, namussuz tiplerin altında ezildikten sonra fırsat ve imkanlara kavuşmuş (sonradan görme, gavurdan dönme) mahluklar çocuklarına neler telkin ediyorlar neler!.. “Ah yavrum, bak biz buralara gelene kadar ne sıkıntılar çektik. Kimse bize acımadı, sahip çıkan olmadı. Dünyanın kanunu bu, güçlü isen hayatta kalırsın. Sadece kendini düşün. Sen iyi ol, diğeri gebersin. Senin zevkin, sefan ne gerektiriyorsa hiç çekinme onu yap. Başkaları ne der, başkalarına rahatsızlık verir miyim diye hiç düşünme. Ne yaşarsan yanına kar kalır evladım, vs.” sözler…

Bakın şimdi büyük şehirlerde, toplu yaşam ve toplu taşıma ortamlarında ya da bir apartman hayatında denk geldiğimiz sureti insan fakat ruhu şeytan ve fikri hayvanların çokluğu bizleri ürkütmüyor desek yalan olur. Evlatlarımıza ilk eğitimi bizlerin vermesi gerektiğini elbet herkes biliyordur. Siz temeli sağlam atmazsanız ne yazık ki okullar ve öğretmenlerin sizin çocuklarınıza vereceği sadece kuru bir bilgiden öteye gitmez. Okulun ve öğretmenlerin evlatlarınıza; ahlak, maneviyat, edep, saygı ve haysiyet veremeyeceğini anladığınızda ise her şey için çok geç olacaktır. Ben 41 yaşındayım sevgili dostlar. İki tanede rabbimin emaneti evladım var. Peki, sen neyi telkin ediyorsun çocuklarına diyorsanız? Had bilmeyi, sevgiyi, saygıyı ve elbette hayayı!.. Telkinle iş bitmiyor tabii. Kendimiz bu telkinleri hayatımıza tatbik etmez isek nasıl örnek olabiliriz.

Örneğin; Ben bir sofrada kendimden büyük olan yemeğe başlamadan kesinlikle o sofradan bir lokma dahi almam. Aynı şekilde çocuklarıma da daha 4, 5 yaşlarındayken bunu öğrettim. Dedeleri, neneleri ve diğer aile büyüklerimiz “Daha onlar çok küçük yiyiversinler canım” dediklerinde bile bu kararlılığımı gösterdim. Hayır, bunu bu şekilde öğrenecekler dedim. Biraz geç başlasalar açlıktan ölmezler. Ancak edebi, saygıyı, hürmeti şimdiden öğrenmezlerse toplumumuzun yapısı ölür dedim. Sonraki zamanlarda büyüklerimde ne kadar doğru bir şey yaptığımı fark ettiler. Ve inanın sadece bu öğreti bile birçok şeyi yoluna sokmamda, evlatlarımızı şekillendirmemizde bize bir mihenk taşı oldu. Şimdi ben yol üzerinde insanların takılıp düşmesine sebep olacak bir engel gördüğümde onu bir kenara çekiyorum ya çocuklarımda benimle yarış ediyor. Baba ne olur şunu da ben koyayım kenara, bu sevabı da ben alayım olmaz mı diyor. Hiç olmaz olur mu evladım diyorum sevinerek. Çok şükür!

Çocuklarımıza önce kendimiz uygulayarak şunları telkin etsek ne kaybederiz. “Bir ekmek parçası ayak altında ezilmesin diye onu bir ağacın dibine koymak. Karıncayı dahi ezmemek için dikkatli yürümek. Kedi, köpek veya herhangi bir hayvana eziyet değil merhamet etmek. Olur olmaz vakit ve yerlerde boğazı kazımamak, affedersiniz balgam çıkarmamak, yerlere tükürmemek. Esnerken ağızı kapatmak. Aksırdığında avucunu değil de kolunu kalkan yapmak. Toplu taşımayı kullandıktan, para elledikten, tuvalete girdikten sonra insanlarla tokalaşmadan evvel elleri yıkamak. Yolda yürürken, merdivenden inip çıkarken, toplu taşımadayken kendimizden büyüklere yer vermek. Alt, üst yada yan komşularımızı rahatsız edecek kadar yüksek sesle konuşmamak, sonses TV izlememek. Tabanlarını yere vurdurarak, hoplayıp, tepişerek evde yürümemek. Hiçbir şartta ve koşulda gürültü yapmamak. Hele hele sabah erkenden ya da gece 23 den sonra eve giriş yada çıkışta komşular rahatsız olmasın diye parmak uçlarında yürümek. ” Bunlara toplumun geneli uysa ne güzel olur değil mi?

Geleceğimizi emanet edeceğimiz evlatlarımıza önce kendimiz iyi birer rol model olmalıyız. Bu hususlarda bulunduğunuz ortamlarda bu örnek davranışları önce siz sergilerseniz görün bakın çocuklarınız nasıl daha erdemli, saygılı birer şahsiyet haline dönüşecekler. Niyetimiz, gayemiz evlatlarımızın sadece, iyi bir mühendis, başarılı bir doktor olması değil, öncelikle iyi bir insan hayırlı bir Müslüman olmaları için düzgün bir karaktere ve kişiliğe büründürmek olmalıdır.

Kısacası her fert kendine yakışanı yapacaktır. Gül bahçesine giren gül kokar. Karga kargayla, kartal kartalla uçar. Ve tabii ki, “Aslan yavrusu yine aslandır!” demiş büyükler… Yani çakalın yavrusundan aslan olmasını bekleyemeyiz.

Bizim niyetimiz hayırlı bir evlat yetiştirmek olmalı ama lafta kalmamalı. Kimseye bir zararı dokunmadığı gibi mümkün olduğunca iyilik için çaba harcayan, hayırda yarışan nesiller yetiştirmektir niyetimiz.

Can dostlarım biliyorsunuz ki, ‘Ne ekersek onu biçeceğiz’. TV ekranlarında görüyoruz, hayretle ve dehşetle izliyoruz değil mi? Anne ve babasını, döven, öldüren, zulmeden çocuklar bizim çocuklarımız da olabilir!.. Vakit çok geç olmadan, eğmeye, eğikse düzeltmeye vakit varken taze fidanlarımızı, yavrularımızı şimdi eğelim, eğikse düzeltelim, çok geç olmadan. Haydi!..

Niyetimiz belli!.. Biz öyle bir nesil istiyoruz ki;

Edep ve haya en önemli ölçüsü olsun. Adaletten şaşmasın. Emanete yan gözle bakmasın. Vatanına, imanına bağlı olsun. Zararından kaçılan değil, dostluğuna hasret kalınan Salih bir insan olsun.

Niyetlerimiz hayır, akıbetimiz hayır olsun!..  



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası