22 Haziran 2017 Perşembe
Gerçekten kaygılanın artık..

Gerçekten kaygılanın artık..

Konuk Yazar
Konuk Yazar

Gerçekten kaygılanın artık..

''Artık bu ilanın bir anlamı kalmadı..!! diye yazan Ali Karahasanoğlu, ''Bugün artık 'nefret söylemi'nin, 'Hükümete karşı ayaklanma'nın hesabının sorulma zamanı.. Gerçekten kaygılanın artık.. Bugün, Başbakan’ı devirme amaçlı ayaklanmanın, hesabının görülme zamanı çünkü..
Şimdi artık, 'Bu gece Tayyip’e uyku yok' diye haykıranların, uykusuz kalacakları gün çünkü..'' dedi.. İşte, ''Aydınların (!) ‘kaygılıyız’ ilanı..'' başlığı altındaki o yazı…

Düğmeye basılmıştır..
Tivitler, civitler. Telefonlar, facebooklar..
Bir anda üç ağaç için, doluşurlar Taksim’e.. Başlarlar saldırıya..
“O… çocuğu. Faşist. Zalim.. Diktatör..”
Araya girenlerin, “Dur baba, dur bir dakika.. Bir sakin olun.. Sorun ne ise çözülür, burası dağ başı değil” demesine fırsat vermeden..
“Ne bir dakikası... O hain gidecek. O ABD uşağı gidecek, bu iş bitti. Satılmışlarla işimiz yok..”
Yine bir çabalama: “Etme baba.. Yapmayın, yazıktır, günahtır.. Bari polise taş atmayın.. Bari molotof atmayın. Bari içinde polis olan araçları ateşe verip, diri diri yakmaya çalışmayın..”
Boşuna yorulursunuz..
“Bitti oğlum bitti. Bilet kesildi.. O, artık gidecek.. Bu iş bitti.”
Bir yandan da tahrike tam gaz devam ederler..
“Bir genç kızımız, polis panzerinin altında can verdi.. Bir başka göstericinin sırtı, paletin altında paramparça oldu.. Hamile kadın, çocuğunu düşürdü.. Yüzlerce göstericinin gözü çıktı. Binlerce ağır yaralı var.. Hastaneler yaralıları artık kabul etmiyor.. Bu hükümet gidecek. Bitti artık. Yeter..”
Diyecek olursunuz: “Hey arkadaş, biraz sakin olsanız.. Bir dursanız da, bir nefes alsanız. Bir saniyeliğine olsun..”
Diyecek olursunuz; “Ey aydınlarımız. Ağabeylerimiz.. Ablalarımız.. Bakın sizin de isimleriniz geçen gösterilerde, ne küfürler var. Ne taşkınlıklar var.. Ne yalan tahrikler var.. Sokaklar yangın yerine çevrildi.. Bir çağrı yapsanız.. Göstericileri sükunete davet etseniz..”
Diyemezsiniz.. Sözleriniz ağzınızda kalakalır: “Ne sükuneti ya.. Siz yok anlamak.. Finale geldik. Bu gece Tayyip’e uyku yok.. Bitti bu iş..”
Tekrar denemek istersiniz: “Eyy sanatçı arkadaş. Sanat insan içindir değil mi? İnsani bir açıklama yapsanız da, insanlar ölmese. Çocuklar sokaklarda yakıp yıkmasa..”
Ne sanatçı dinler sözünüzü.. Ne doktoru, ne avukatı.. Gözleri dönmüştür bir defa..
Sanırlar ki, sabaha çıkmadan hükümet gidecek, CHP iktidara gelecek!
Bu arada göstericilerin temsilcileri, Başbakan Yardımcısı ile.. Sonra Başbakan ile.. Hem de iki defa.. Hem de sabah saatlerine kadar varan görüşmeler yapılır..
“Mahkeme kararını bekleyeceğiz. Çocuklar evlerine dönsün” denilir.  
Başbakanlık’tan çıkılır, yine sokaklarda tencere-tavaya, hakaretlere, tehditlere devam edilir..
Londra’dan gelir müjde:
“Taksim ele geçirildi. Polis Taksim’den geri çekildi. Sırada Dolmabahçe var. Sonra Ankara..”
Yaşaa, varol.. Heeey!
Tahriklere devam ediyor Londra’daki Atatürkçüleri etrafına toplayan sanatçımız: “Bir dakika arkadaşlar, bitmedi.. Yarın yurtseverler, Hasdal ve Silivri’deki Atatürk’ün askerlerini serbest bırakacaklar!”
Hırrroo! Şak şak şak... Yaşa varol..
Sonra?
Sonraaaa.
Polis “Oyun bitti. Oyuncular evlerine” der.. Önce Taksim Meydanı temizlenir. Sonra Gezi Parkı.. Sonra olayları tahrik edenler, küfürlerle seçilmiş insanları taciz edenler, tehdit edenler, yalan haberlerle insanları galeyana getirenler.. Başlanır gözaltına alınmaya..
Baktılar oyun bozuldu.
Rüzgar tersine döndü.. “Bu gece sana uyku yok” denilen Başbakan, küfürler edilen Başbakan, sapasağlam yerinde oturuyor..
Birden bire..
100 aydın çıkar meydana..
Gazetelere ilan verilir..
Polislerimizin üzerine molotoflar atılırken göremediğimiz Yaşar Kemal’imiz..
Cami işgal edildiğinde kendisini bulamadığımız Tarık Akan’ımız..
CHP’lilerden dayak yediği Mersin konserinde, Taksim’e selam çakan Zülfü Livaneli’miz.
Tivit atıp, “Burada savaşlarda bile görülmeyen bir vahşet yaşanıyor” diyerek, halkı Taksim’de polise karşı saldırıya çağıran Can Dündar..
Başbakan ile 5 saat görüşüp, “Çocuklar evlerine dönsünler” denildiğinde, bir anda ortalıktan toz olan Halit Ergenç’ler..
Olayların kıvılcımını çakan, polise karşı ilk direnç gösteren ve böylece bu olaylardaki 4 insanımızın birinci katili konumundaki Sırrı Süreyya Önder..
“Tayyip’e bu gece uyku yok” diyerek sabahleyin Tayyip Erdoğan’ın darağacında sallandırılacağını ima eden Emrah Serbes..
Ve daha niceleri..
Şimdi gazetelere verdikleri ilanla diyorlar ki, “Kaygılıyız.”
Devam ediyorlar: “Yeni mağduriyetler yaşanmaması için nefret dilinin sona ermesini, sanatçıların ve sanat eserlerinin hedef gösterilmemesini ve toplum üzerindeki baskıların kaldırılmasını istiyoruz.”
Ne diyelim?..
Günaydın aydınlarımız/sanatçılarımız(!)..
Bu ilanı siz, bir ay önce, “Başbakan’ın işi bitti. Ona uyku yok. Faşist hükümet.. Diktatör Tayyip... Zalim.. Hain.. Uşak..” vs. şeklindeki nefret söylemi ve tahrikler dillendirilirken verecektiniz..
Artık bu ilanın bir anlamı kalmadı..
Bugün artık “nefret söylemi”nin, “Hükümete karşı ayaklanma”nın hesabının sorulma zamanı..
Gerçekten kaygılanın artık..
Bugün, Başbakan’ı devirme amaçlı ayaklanmanın, hesabının görülme zamanı çünkü..
Şimdi artık, “Bu gece Tayyip’e uyku yok” diye haykıranların, uykusuz kalacakları gün çünkü..
Kaygılanın.. Kaygılanma vakti bugün..

Ali Karahasanoğlu 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası