13 Aralık 2017 Çarşamba
İNSANIN ISKARTASI NASIL OLUR

İNSANIN ISKARTASI NASIL OLUR

Nevzat Ağabey Milli Gençlikle...
Nevzat Ağabey Milli Gençlikle...

İNSANIN ISKARTASI NASIL OLUR

Nevzat Laleli         HAY-DER Gen Başk

Milli Gençlikle yazı serisi                                                       

Yazının başlığını görünce okuyucularımızın, “İnsanın ıskartası olur muymuş, hiç?” diyeceklerini tahmin ediyorum. Yazının devamını okuyunca da “meğer oluyormuş” diyeceklerini de biliyorum.

“Iskarta” kelimesi, kenara alınmak, işe yaramamak manasını taşıyan bir kelimedir ve daha çok mal ve malzemeler için kullanılır. “Iskartaya çıkmak” tabiri ise kullanılamadığı için boşa çıkarmak, işe yaramayan malzemenin imha edilmek üzere kenara alınmasıdır.

Bu tabiri, kusura bakmasınlar bu yazımda, insanlar için de kullanmaya mecbur kalmaktayım. Bir insan eğer ıskartaya çıkmışsa ve bu insan kendisinin ıskartaya çıktığını her gün defaatle (çok kereler) tekrar edip duruyorsa, bu tabiri kendisine yapıştırmaktan başka yapacak bir şeyimiz olamaz.

Aslında bu tanıma dâhil olmak bir insan için ölümden beter bir durumdur. Öyle ya bir işe yaramayan insanı kim ne yapar, ne için arar? Bu duruma, “ölmeden önce ölmek” veya “hayatta iken Azrail Aleyhisselamı beklemek” olarak ifade etmek de mümkündür. Hâlbuki Azrail Aleyhisselam nerede ve ne şekilde olursa olsun, bir gün mutlaka gelerek seni bulacak ve “Ver bakalım. Sana verilen emanetini…” diyecektir. O halde onu beklemeye gerek yoktur. Eğer elimizden yapabileceğimiz bir şey geliyorsa, onu yapmak lazımdır.

Bulunduğum yaşın da tesiriyle midir bilemiyorum,  eskiden çevremde bu kadar ıskartaya çıkmış adama rastlamıyordum. Ama şimdi her adım başı bir ıskarta adamla karşılaşıyorum. Sağım-solum, kendinin ıskarta olduğunu ikrar eden adamlarla dolu. Kimin elinden tutsam, kime merhaba desem, adam kendini bana tanıtmak için önce adını söylemekte ve hemen arkasından “ben ıskartayım” diyerek sözünü tamamlamaktadır.

Bu kelimeleri, orta yaşın biraz üstünde kimi görsem ve tanışmak istesem adını öğrendikten sonra kendisine; “Arkadaşım. Sen ne iş yapıyorsun?” diye sormakta, ama ondan “Ben emekliyim” diye bir cevap almaktayım. Onlara;

“Kardeşim. Ben sana ne yapıyorsun?” diye soruyorum. Sen bana “Emekliyim, yani bir iş yapmıyorum” diye cevap veriyorsun. Bu cevap benim sorumun karşılığı değil ki…

Bu ifade ile sanki adam sözü, yukarıda tarif ve tasnif ettiğim “ben ıskarta bir adamım” demeye getirmektedir.

DİNİMİZDE EMEKLİLİK YOK

Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v); “İnsanın hayırlısı, insanlara faydalı olandır” buyurarak, bizim hayatımızın her safhasında ve hatta dünya ölçüleriyle emekli olunduğu devrede bile başkalarına faydalı olmamızı istemektedir.

Dinimizde; “Evden camiye, camiden eve…” diye bir kavram bulunmamakta, evden camiye, camiden eve giderken bile başkasına nasıl faydalı olabilirim diye durmadan kendimizi zorlamamız gerekmektedir.

Bir başka hadis-i Şerifte; “Kıyametin koptuğunu görseniz, elinizde ki ağacı dikiniz” buyuran Peygamberimiz, bu hadis-i Şerifin ilk manasında ağaç dikmenin kutsiyetini vurgulamaktadır. Çünkü ağaç, yaprağıyla, gölgesiyle, çiçeğiyle, meyvesiyle, yeşil bir ortamın oluşmasıyla, havaya oksijen vermesiyle, odunuyla, kerestesiyle, yakılınca ısı ve ışığıyla, odun kömürü ile ve geride kalan külü ile bizlere faydalı olabilen önemli bir varlıktır.

Diğer bir manasında ise, “Kıyametin kopuyor olması sizin bir hayrı yapmanıza mani olmasın siz, başkalarına hayır (iyilik) yapmanıza devam edin” denmektedir.

Öte yandan İslam’da mükellefiyet, kabre kadar o insanın boynundadır. Hiçbir durumda ona muafiyet (sorumluluktan kaçma) yoktur.

Onun içindir ki İstanbul’umuzda bir semte adını veren Eba Eyyup El Ensari (Eyup Sultan) 90 yaşında iken 6 oğlu ve torunu ile birlikte İslam ordularınca başlatılan “İstanbul’un fethi” seferlerine katılmış, oğulları ve torunlarının kendisine;

“Bak yaşın 90’na geldiniz. Bunca seriye, gaza ve seferlere katıldınız. Sen bize Peygamberimizin emanetisin. Bu sefere sen katılma. Biz senin yerine de sefere katılmış bulunuyoruz” demişlerse de Eba Eyüp El Ensari kendilerine;

“Ben 90 yaşına geldim. Artık emekli de oldum. Cihada sizler gidin. Benim gönlüm ve duam sizlerledir, dememiş, “Evlatlarım. Allah’ı zül Celal hazretleri Kur’an-ı Keriminde; “Cihad’a ağılıklarınızla ve hafiflerinizle katılın buyurmaktadır. Hafiflerimiz gençler, ağırlıklı olanlar ise ihtiyarlardır” diyerek sefere katılmıştır.

Cihat, bildiğiniz gibi bütün insanların her türlü zulüm ve baskıdan kurtarılarak, onların dünya ve ahret saadetine kavuşturulması gayesiyle ve Allah için Emir’in (liderin) idaresinde yapılan, bütün çalışmamalardır ve hayırların başıdır.

YAŞLILAR NE YAPABİLİR

Ölünceye kadar başka insanlara faydalı olabilmeyi inancımızın bir emri kabul edenler için yapılacak iş çoktur. Madem emeklilik maaşı alıyorsun. Rızık kazanma işi ile uğraşmıyorsun. Bu daha güzel bir durumdur.

Ülkemizde birçok cami, kur’an kursu,  hayır dernekleri ve vakıflar vardır. Onlardan birine müracaat ederek; “Ben derneğinizde Allah rızası için çalışmak ve sizlere yardımcı olmak istiyorum” diyebilirsin. Onların sana verecekleri, temizlik, yemek yapılması, tahsildarlık, mutemetlik, yardımcılık, öğreticilik, ustalık gibi üstesinden gelebileceğiniz bütün işlerde onlara yardımcı olabilirsin. Çünkü yaşlı bir adam, o yaşa gelinceye kadar birçok bilgiler öğrenmiş ve birçok tecrübenin sahibi olmuştur. Oradakiler sizin bu özelliğinizden yaralanmalıdırlar.

Onlar da senin çaba ve gayretini değerlendirerek sana mutlak bir yol parası, öğle yemeğini vermek gibi ihsanlarda bulunacaklardır.

Emekli kardeşim… Emekleyerek dahi olsa mutlaka bir şeyler yapmalı, başkalarına faydalı olmalısın. Yoksa bize verilen, “Nefes, sıhhat, ilim, mal ve ömür” gibi emanetlerin başka türlü cevabını veremeyiz.

 

 



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası