23 Temmuz 2017 Pazar
ASKERİ HAREKAT VE TERÖR (2)

ASKERİ HAREKAT VE TERÖR (2)

Nevzat Laleli
Nevzat Laleli


            Nevzat Laleli       nlaleli@mynet.com

Güncel yazılar serisi     

Kuzey Irak’a yapılan son sınır ötesi askeri operasyonunun ABD’nin de desteğini alarak gerçekleştirdiğimiz yetkilerce defalarca ifade edilmiştir. Nitekim Harekât için TBMM’den karar çıktıktan sonra bir ay kadar beklenilmiş, Başbakan Erdoğan bu arada ABD’ye giderek Bush’la görüşmüş, daha sonra da “ABD’den İstihbarat desteği alıyoruz” denilerek askeri harekât başlatılmıştı.

Hâlbuki bu ABD değil midir, 1960’lı yıllardan bu yana ülkemize gönderdiği barış gönüllüleri eliyle karanlık çalışmalar yapan. Ve yine bu ABD değil midir ki en yetkili isimlerinin ifade ettiği taşeron PKK örgütüne silah, cephane ve mühimmat desteği sağlayan.

Bugün artık birçok askeri ve siyasi yetkililerimiz PKK terörünün Çekiç Güç şemsiyesi altında gelişip büyüdüğünü, en büyük desteği Çekiç Güç’ten gördüğünü ifade etmektedirler.

 BATILILAR ÇIKARLARI İÇİN DESTEK VERİRLER

ABD, İsrail ve AB, Türkiye tarafından yapılan bu operasyona destek verdiklerini beyan etmişlerdir. Ancak bu tavırları bizi endişelendirmektedir. Asla unutulmamalıdır ki ABD’nin verdiği bir desteğin üç temel özelliği olmaktadır.

Her ABD desteği;

1) Mutlaka mukabil bir teklif veya taahhüdü  

içerir.

2) Kendi çıkar ve hedeflerine öncelik tanırlar

3) Destekleri kesinlikle kalıcı değil, geçici

destektir. En basit bir konjonktürel değişiklikte bu destek kesilebilir veya tam tersi bir tutum takınabilirler. Bunların bu yönlerini yıldır gözlemekte ve görmekteyiz.

ABD veya AB ülkeleri gerektiğinde bu konuda çok rahat saf değiştirebileceklerini asla unutulmamalıyız.

Bir kere daha açıkça ifade etmek istiyorum ki, ülkemizdeki barış ve güvenliği ancak kendi yerli ve milli değerlerimizi harekete geçirerek kalıcı kılabiliriz. Bu da yönetimde ancak Milli Görüş zihniyetinin bulunmasıyla gerçekleşebilir.

TARİHİ ÇEKİÇ GÜÇ KONUŞMASI

1992 yılında Refah Partisi Genel Başkanı Prof. Necmettin Erbakan’ın TBMM’de yaptığı Çekiç Güç’le ilgili meclis tutanaklarına da geçen tarihi konuşmasında;

“Bu kuvvetler ABD tarafından bölgeye yerleştirilerek, planlı bir otorite boşluğu meydana getirildi. PKK’nın Kuzey Irak’a yerleşmesine zemin hazırlandı. Bu gücü buraya getirenlerin asıl gayesi, Suriye, Irak, İran, Türkiye ve bu bölgede Kürt kökenli Müslüman kardeşlerimiz arasında bir mesele meydana getirerek, Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmaktır.

2 Şubat 1991’de Riyad’da, bir gazetecimiz iki Amerikalı Yarbay’la konuşuyor. Onlar planlarını açıklıyorlar. "Savaş bitecek, Saddam çökmüş olacak. Bu yörede devlet kalmayacak. Kürtler bir devlet kurarak buradaki boşluğu dolduracak. Irak’ın Kuzey’indeki Kürtlerin de çok yakında silahı olacak. Saddam’ın bıraktığı silahlar onlara kalıyor. Belki Türkiye’nin bile ileri silahları, havalimanları olacak.”

Dedikten sonra; “Büyük İsrail’i kurmak isteyen bu güçlere yardımcı olmayın. Bakınız, bunları bu kürsüde tarihi bir vesika olarak söylüyorum. Yarın Allah vermesin, benim gösterdiğim bu tehlikeler istikametinde bir gelişme olursa, başta Sayın Demirel olmak üzere, buna sebep olan insanları, Yüce Divan’a göndermek bizim borcumuz olur; hatırlatıyorum” demişti.

Terörün yükseliş ve düşüş trendine baktığınızda 1996 – 97 yıllarında ki Refah yol iktidarı döneminde en düşük seviyesine ulaştığını görülmektedir.

TÜRK – KÜRT KARDEŞLİĞİ

Milletimiz, ne olursa olsun emperyalist ülkelerin üzerimizde oynadığı en alçakça tezgâhlardan biri olan Türk- Kürt kardeşliğini bozma oyununa düşmemelidir.

Türk-Kürt kardeşliğinin bu topraklarda yeni yeşermeye başlamış bir filiz değil, kökü 1000 yıllık din, tarih ve kültür birliğine dayanan ulu bir çınar ağacıdır.

Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, İstiklal Savaşında Türk’üyle, Kürdü’üyle, aynı vatan, aynı ideal, aynı din için can verdiğimiz asla aklımızdan çıkarılmamalıdır.

Bu vesileyle bütün Türk ve Kürt kardeşlerimize bir kez daha çağrıda bulunuyorum. Gün her zamankinden fazla birlik olma günüdür. El ele, omuz omuza verme günüdür. Hepimiz kardeşiz. Bu kardeşliği kimsenin bozmasına izin vermemeliyiz.

1996 yılında başlatılan Doğusuyla Batıyla kardeşlik çalışmaları 28 Şubat antidemokratik süreciyle akamete uğratılmıştır. Eğer bu adımlar daha sonraki hükümetlerce de aynen uygulansaydı bugün sorun büyük çapta çözüme kavuşturulmuş olacaktı. Şehit cenazeleriyle yüreklerimiz yanmayacaktı. Keşke bugün şehit cenazelerindeki acı feryatlar yerine, o fidan boylu gençlerimizin düğün törenlerindeki mutluluk naralarını duysaydık. Keşke top tüfek dumanları yerine, fabrika bacalarının dumanını görseydik. Keşke birbirimize yumruk sıkacağımıza, kol kola, omuz omuza halay çekseydik.

BİZ, GERÇEK ANAYIZ

Biz bu toprakların aslı sahibi, Şehidi şehit yapan, Gaziyi gazi yapan mananın sahipleriyiz. Hiçbir zorluk ve güçlük bizi Vatanımızı, göz bebeğimiz Ordumuzu, şehitlerin kanı ile boyanmış ay yıldızlı bayrağımızı korumaktan yıldıramaz.

Hazreti Süleyman (a.s) ın önüne bir çocuk hakkında analık iddiasında bulunan iki kadın getirilir. Her ikisi de çocuğun kendisine ait olduğunu söylemekte ve çocuk üzerindeki analık haklarından vazgeçmemektedirler.

Süleyman (a.s) çocuğun bir masaya yatırılmasını ve kendisine bir kılıç getirilmesi emreder. Anneler kılıçla ne yapmak istediğini sorunca da; “Gerçek anayı tespit edemedim. Her ikiniz de analık hakkından vazgeçmiyorsunuz. O halde çocuğu iki parçaya ayıracak ve her bir parçasını birinize vereceğim” der. Hemen analardan birisi feryadı basar ve “Ben hakkımdan vazgeçtim. Çocuk kesilmesinde öbür anaya verilsin” diye yalvarır.

Bunu üzerine Hz. Süleyman, çocuğu bu feryat eden anaya, diğerine de ceza verir. “Gerçek ana çocuğunun kesilmesine razı olamazdı” der.



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası