26 Haziran 2017 Pazartesi
38. DÜNÜRBAŞILIK ZOR DEĞİL

38. DÜNÜRBAŞILIK ZOR DEĞİL

Nevzat Laleli
Nevzat Laleli


      Nevzat Laleli   nlaleli@mynet.com    www.yuvamiz.net

       Yuvamız yazı serisi

       Sadece insanda bulunan bir özellik vardır. İnsan, olaylardan ve şahıslardan etkilenirler. Bir üzücü olayla karşılaşılsa bu olayı gören insan da üzülür, bir sevinçli olaya şahit olunsa o olaydan aldıkları manevi hazla bu insan da sevinç duyar. Bundan dolayı akıllı ve deneyimli insanlar, kendilerinin mutlu olabilmeleri için etraflarında ki insanları mutlu kılmaya çalışırlar.

        Düşünebiliyor musunuz? Bir deprem, bir yangın veya bir trafik kazasına şahit olan bir insanın çevrede insanlar ağlar ve feryat ederlerken mutlu olmasına imkân var mıdır?

       Yardıma muhtaç birisini tespit ederek ona ihtiyacı olduğu konuda yardımcı olununca o insan sıkıntısının ve üzüntüsünün giderilmiş olunmasından mutlaka sevincini duyacak,  mutluluğu yüzüne ve hareketlerine yansıyacaktır. İşte bu anda bu mutlu insanda meydana gelen bir manevi hava, karşısındaki insana da tesir edecektir. Veya iyilik yapmanın manevi mükâfatını bilen bir insan yaptığı iyilik karşısında ereceği yüksek mertebeyi bildiğinden kendisi de mutluluk duyacaktır.

       Atalarımız, siz yeter ki iyilik yapın. İyiliğe muhatap olan kendisine iyilik yapıldığının farkına varmasa veya yapılan iyiliğe teşekkür etmese bile yapılan iyiliğin bir sahibi vardır. O size yeter; “Bir iyilik yap denize at. Mahlûk (insan, hayvan veya bitkiler) bilmezse, Halik (yaratıcı) bilir” demişlerdir.

        Bu işin tersi de doğrudur. Yani tecrübesiz toy insanlar, dar görüşlü ve dar düşünceli insanlar diğer bir ifade ile sadece kendilerini ve kendi çıkarlarını düşünen insanlar, çevrelerindeki onun bunun hakkına tecavüz ederler. Böylece bilerek veya bilmeyerek gözü yaşlı gönlü yaşlı insanların çoğalmasını sağlamış olurlar. Pek tabii çevrelerinde ki bu gözü yaşlı birçok üzüntülü insanın arasında bu insanların da mutlu olmalarına imkânı yoktur.

         YUVA KURMA GÜZEL BİR İYİLİKTİR

         Hangi delikanlımız kendiliğinden kime gider de evlenmek amacıyla onun kızına talip olabilir. Veya hangi kızımız veya velisi hangi delikanlıya gider de “benim kızımı alır mısın?” diyebilir. Elbette bu türlü taleplerde muhakkak bir aracıya ihtiyaç duyulacaktır. Buna kendi örflerimiz arasında “Dünürbaşılık” denmektedir ve Dünürbaşı olan bir insan sağ oldukça ve evlendirdiği insanlar ihtiyaç duydukça onların yanında ve yardımında olacaktır.

          Şimdi gençler eş adaylarını kendileri buluyorlar (!) diyorlar. Evet, doğru ama bir doğru daha vardır ki; bu şekilde evlenmeye “Flört usulü evlenme” denmekte olup bu tip evlenmelerde ilk 1–2 yıllık “cicim ayları” geçtikten sonra yüzde 75–80 oranında boşanmalar olmaktadır. Bu netice Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından ilan edilen bir neticedir.

         YA YUVANIN DEVAMINI SAĞLAMAK

         Ramazan ayı içerisindeyiz. 8–10 sene kadar önce evlenmelerine vesile olduğum Ankara Dikmen’de oturan Faruk isminde bir kardeşimizin eşi ile dokuz aydır küs olduklarını kızın ailesinin beni aramasıyla öğrendim. Bu aileyi gerçekten çok seviyor ve takdir ediyordum. Dokuz aydır karı-kocanın birlerine dargın olduklarını, ayrı yatakta yattıklarını, eğer birlerine bir şey söylemesi gerekiyorsa 8–9 yaşlarındaki büyük oğullarını aracı kullandıklarını ve işin daha kötüsü yuvanın yıkılmaya doğru gittiğini haber verdiler.

       Yuvanın kurulmasına ben sebep olduğumdan karı-koca’nın üzerinde tesirim olacağına inanan kadının ailesi olaya bana anlatarak ilgilenmemi istediler.

       Ne yapmam gerektiğini tasarladıktan sonra Faruk kardeşimizi cep telefonundan arayarak; “Faruk, bu akşam ben sana iftara gelmek istiyorum” dedim. Hemen günü gününe haber vermekteki maksadım, hanımının her hangi bir yemek hazırlığı yapmasını önlemek, Allah ne verdiyse onunla yetinmiş olmaktı. Faruk o akşam bir randevusu olduğunu söyleyince ben; “Peki, bir gün sonra olsun” dedim.

        Ertesi günü akşama doğru Faruk büroma gelerek beni aldı ve arabasıyla Dikmen’e giderken yolda bana; “Başkanım, bizim evin durumundan haberiniz var mıdır?” diye sordu. Ben de; “Hayır. Haberim yok. Ne var ki sizin evde?” diye sordum. Yolda; “Eşiyle dargın olduklarını, uzun zaman konuşmadıkları” söyledi. Ben; “Bu dargınlığın sebebi nedir?” diye sorunca da kendince bazı sebepler açıkladı. Ben kendisine, “Yemekten sonra eşini de ayrıca dinlemek isterim” dedim.

         Faruk kardeşimizin evine vardığımızda bizi kapıda hanımı ve iki oğlu karşıladılar. İlgi gösterdiler ve iftar yakın olduğundan hemen yemeğe geçtik.

         KÜÇÜK GEREKÇELER

         Evin hanımını dinledim. Genellikle olduğu gibi dargınlıklarının sebebinin, birbirleri hakkında, “su’i zanna dayalı olduğunu” öğrendim. Bu gerekçesinin ise “İncir çekirdeğini doldurmayan” bir gerekçe olduğunu tespit ettim. Ama işler inada binmiş ve taraflar birbirlerine kırıcı sözler söylemişler. Bozuşma gerekçesi küçük olsa da birbirlerini kıran sözler sebebiyle dargınlığın boyutlarını büyütmüş olduklarını gördüm.

          Kendilerine biraz nasihat ettim. Birbirleri hakkında söyledikleri şeyin sadece birer evham olduğunu ifade ettim. “Kocanın eşini Allah’ın bir emaneti olarak, kadının da kocasını Cennet’e girebilmesi için rıza alınması gereken bir varlık olarak görmesi gerektiğini…”söyledim.              

         Arkasından da eşlerden birinin bir adım atması gerektiğini ifade ederek evin hanımına; “Kızım kalk ve kocanın elini öp. Böylece barışınız” dedim.

         Sağ olsun, kızımız anlaşma zemini hazırlayabilmek için ayağa kalktı ve kocasının elini öptü. Kocası da ona müsamaha (hoş görü) göstererek barışmış oldular.

         Faruk aynı gece beni kendi arabasıyla aldı ve evimin Ankara’nın uzakça bir semtinde olmasına rağmen oraya kadar getirerek bıraktı ve evine döndü.

         MUTLULUKLUĞUN HAZZI

         Faruk ve eşini barışarak yeninden mutlu yuvalarını sürdürmeye karar vermiş olmaları elbette onlarda büyük bir sevinç ve memnunluk uyandırdı. Her ikisi de biliyorlardı ki, oğullarının her ikisi de ne anasız ve nede babasız yapamazlardı.

         Mübarek Ramazan ayında, o ayın mübarek bir gecesinde, dokuz aydır birbirine dargın bir karı-kocanın küçük bir ilgi ile barışmaları ve mutlu yuvalarını devam ettirmeye karar vermiş olmalarında benim de büyük bir mutluluk yaşadığıma inanınız.

        Yanlarından ayrılırken yaşadığım manevi hazzı, hayatımda çok az yerde tatmış olduğumu düşündüm ve Cenab-ı Hakk’a hamd ettim.



YORUM YAZ
Bu habere yorumlar
Yazarın Diğer YAZILARI
eskişehir güvenlik kamerası